yönetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yönetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2013 Salı

ERP yazılımları özünde üretim ve muhasebe paket programları olarak algılansa da işletmenin tüm departmanlarını içine alan bütünleşik bir yazılım.Böyle algılanmasını da normal buluyorum bazen.Çünkü ERP yazılımının ilk ortaya çıkış yeri üretim departmanı.Muhasebe tarafına değinecek olursam Mikro ve Logo gibi yazılımlar da bazı firmaların muhasebe nedeniyle tercih ettikleri yazılım paketleri.Mesela Mikro’nun ilk ortaya çıkışı bir benzin istasyonunun muhasebesini tutmak içindi,hatta malzeme ve mamuller modülünde anlaşılan bir durum bu.

Şunu da belirtmekte yarar var ;ERP sistemindeki insan kaynakları modülünün sağladığı bilgiler sadece insan kaynakları birimi tarafından kullanılmayıp, aynı zamanda muhasebe finans ve üretim ve malzeme yönetimi modülleri tarafından ürün maliyeti hesaplarında da kullanılmaktadır.

İnsan kaynakları modülünden bahsetmeden önce bu insan kaynaklarının fonksiyonları ne bundan bahsetmek gerek değil mi ? Az çok bildiğiniz,aşikar olduğunuz bilgiler bunlar :

·         İş Analizi ve İş Dizaynı
·         İnsan Kaynakları Planlaması ve Çalışan Seçimi
·         Eğitim ve Geliştirme
·         Performans Değerlendirme
·         Kariyer Geliştirme
·         İş Değerleme
·         Ücret Yönetimi
·         İş Güvenliği ve Çalışan Sağlığı


Bilmediklerinizi açıklamak isterim.

İş değerlemede; insan kaynakları rol ve iş tanımlarını belirlerler.Rol ve iş tanımları pozisyonların sorumluluklarını, görevlerini, pay seviyelerini, kimin raporlandırılacağını  saptarlar.

Ücretlendirme ;İşte bu noktada İnsan Kaynakları, şirketin maaş çizelgelerini ve sistemlerini geliştirirken pazar araştırmalarından, iş analizi tekniklerinden ve çalışanlarla yılın belirli dönemlerinde gerçekleştirilen performans görüşmelerinden faydalanır.

İş analizi ve iş dizaynı;
İş analizi sürecinde işlere ilişkin genel olarak,işlerin içerdiği görevlerin nasıl yapıldığını,  kullanılan araç, gereç, malzeme ve teçhizatı, çalışma koşullarının özelliklerini ve işlerin diğer işlerle olan ilişkilerini hakkında veriler çeşitli yöntemlerle sağlanır.
İş dizaynında ise ,iş basitleştirme,rotasyon,genişletme ve zenginleştirme işlemlerini içerir.

Kaynaklar;
İnsan kaynakları bilgileri wikipedia sağolsun.




| 0 yorum

28 Temmuz 2013 Pazar

Bilişim projelerinde sistem analizi; bilişim sistemi bileşenleri ve faaliyetleri ele alınmasıyla ayrıntılı olarak tanımlanmasıdır. Bunun sonucunda da bize maddi, teknolojik, zaman vb. faktörleri dikkate alarak  en uygun çözüm amaçlanır. Tabi burada “en iyi ben bilirim” davranışını sergilememek önemli.

Artık günümüzde firmaları birbirinden ayıran,farklı kılan BT’ye yapılan yatırımlardır.BT’nin kolay taklit edilir olması size rekabet avantajı sağlamayacağı izlenimi bırakmasın.BT ile mal ve hizmetlerin tasarlanması,geliştirilmesi ve üretilmesi için fiziksel yer bağımlılığını ortadan kaldırmıştır. Bir örnek vermek gerekirse Toyota’nın yönetim merkezi japonyada olmasına karşın araç tasarımını İtalya’daki bir başka merkezde, üretimini Türkiye’deki fabrikada, bazı parçalarını Güney Amerika’daki fabrikadan tedarik ederek ve satışını internet üzerinden dünyanın herhangi bir yerinden yapabilmektedir. Organizasyonel sınırlar tarafından kısıtlanmamaktadır.

Toyota örneğinden gidecek olursam,burada Japonya,İtalya,Türkiye’deki fabrikaların sisteminden bahsediyoruz,her biri birbirine bağlı bir halka.Ufak bir hata tüm zincirinin halkalarını etkileyecektir şüphesiz. Bu yönüyle bakacak olursak bilişim sistemleri, organizasyonun sosyal yapısını ve iş yaşamını değiştirebilir. Bu yolla bilişim sistemlerinin kurulacağı organizasyon incelenerek,yapısı, kültürü, görev türleri süreçlerine uyacak bir sistem tasarlanmalıdır.

Sistem tasarımında;mevcut durum analizi,varolan sistemin güçlü ve zayıf yönleri,rakip analizi,iş süreçleri,organizasyon şeması,hedefi,beklenen faydaları,sistem ihtiyaç analizi vb. unsurlar dikkate alınmalıdır.Bir nevi SWOT analizi.


Tasarlanan sistemin; belirlenmiş bütçeyi aşmaması,öngörülen tamamlanma süresinden daha uzun olmaması,önceden belirlenen amaçlara ve işlevlere hizmet etmesi sağlam bir analizden geçer.Eğer bunlar dikkate alınmazsa  ne olur ? Proje adeta yarım kalan bir cümle misali…

Bu arada bu fotoğrafa bayıldım :)

| 0 yorum

19 Kasım 2012 Pazartesi

15-21 Ekim Avrupa KOBİ haftası olarak bilinir. KOBİlerin katkısından bahsetmeyeceğim, dünyadaki şirketlerin %98i KOBİ. Yaşamına KOBİ olarak başlayıp bugünlere gelmiş köklü firmalar var. Dünyadan örnekler verirsem P&G,Unilever, Sony. Ülkemden örnekler de var. Mesela Lütfi Banat en eskilerden yıllık cirosu 20 milyon dolar,200 çalışanı var. Benim favorim Eczacıbaşı,1940larda dergilere, gazetelere reklam veren bir rakibi vardı Hasan Kolonyaları, Eczacıbaşı ise mütevazı şekilde S.Ferit Diş Suyu ile varlığını sürdürüyordu. Günümüzde nerelere geldiğini görüyorsunuz zaten. Sabancı neden favorim değil o orta ölçekli başladı işe .

Yaklaşık bir yıldır KOBİ eğitim ve seminerlerine katılıyorum eğitimler ve içerikler aynı. Kurumsallaşma, kültür, bilginin önemi, vizyon, misyon, değerler, çalışan, bilgi. Araya kaynayan eğitim, değişen Türk Ticaret Kanunu oldu iyi oldu sürekli tekrar eden seminerlere bir reklam arası havası kattı.

Hiçbir eğitim ve seminer küçümsenemez biliyorum ama yazımın başlığında dediğim gibi yeni bir şeyler söylemek lazım. Seminerlerde konuşmalar hep diğer ülkelerle kıyaslamayla başlar. İşte Japonya’nın teknolojik boyutu, Çin’in ürettim hacmi, İsrail’in nanoteknolojik alt yapısı bir sürü sayabilirim. Kıyaslandığımız ülkelere sayısal bakmasak, geçmişte neler yaptıklarına baksak? 

1911 yılında Taylor, kendisi Amerikalı bilimsel yönetimin temelleri attı. İş metotları, çalışanın kendi işini seçmesi, eğitimi, yöneticiler ve çalışan ilişkisi gibi konuları ele aldı. İşletmelerde yönetimi planlama, koordine etme gibi fonksiyonlara Fayol ayırdı. Fayol yönetim süreçlerini geliştirerek, bir bütün olarak örgütün yönetimi üzerinde odaklanmıştır. Fayol yönetimi, planlama, örgütlenme, emretme, koordinasyon ve kontrol alt süreçleri altında gruplamıştır. Sene yine 1900’ün başı.Misyon ve vizyon,toplam kalite 1926 Japonya  sağ olsun.

Bunları genel kültür olsun diye vermedim. Şu an 2012 yılındayız. Kıyaslandığımız ülkeler bunları yüz yıl önce oturtmuş ve konuşmuş. Biz hala çalışana değer verin, değişmeyen tek şey değişimdir, kültür oluşturun, değerleriniz olsun ve ne yazık ki bilginin öneminden bahsediyoruz. Dünya pazarlamada duyusal, nörolojik boyuta, yönetimde R kuşağına gelmiş biz en basit şekli X kuşağındayız, teknoloji dersen almış başını gitmiş biz Ford’un bant sistemindeyiz.

Şikayetlerim KOBİlere verilen eğitimde, eğitim verenlerde. KOBİler de suçlu okumalılar, öğrenmeliler. Bahsettiklerim ütopik değil.Dünya nerede biz neredeyiz.Kendimizi niceliksel değil niteliksel kıyaslayalım.Eee yeni şeyler söylemek lazım dime ?
| 0 yorum

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Her ülkenin kendine has iş kültürü vardır. Mesela Çin’de geç kalmanın karşınızdaki kişiye hakaret anlamına geldiğini biliyor muydunuz? Ya Hong Kong’da mavi ve beyaz giysilerin cenaze renkleri olduğunu... Bir Rus’la iş toplantınız varsa, bir hatta iki saat bekletilebilirsiniz.
Geçen süreç ve sonuç odaklılık üzerine makale taraması yapıyordum.“ Küreselleşme Sürecinde Türk İş Kültüründe Yaşanan Dönüşümün Boyutları”adlı makaleyi buldum.Makalede dikkatimi çeken araştırma sonucu Türk iş kültürüne yönelik bir model çıkarımının yapılmasıydı. “Türk tipi yönetim modeli”nde  aşağıdaki 11 varsayım üzerinde temellendirmiş:

1. Türk kültürü ortaklaşa davranışı bireyciliğin önünde tutmaktadır.

2. Türk kültürü sanıldığı gibi, çağdışı sayılabilecek geleneksel erkek değerler sisteminin egemenliği altında değildir.

3. Türk kültüründe gerekircilik egemendir. Bu nedenle de belirsizlikten kaçınma eğilimi yüksektir.

4. Türk kültürü denetim noktası dışarıda olan bireyler üretmektedir.

5. Türk toplumunda örgütsel güç mesafesi fazladır.

6. Türk toplumunda bireylerin değişmeye direnci yüksektir.

7. Türk kültürü çatışmadan kaçınmayı ya da çatışmayı bastırmayı öngörür. Uzlaşma ve yarışmadan kaçınma da Türk kültürü tarafından özendirilir.

8. Türk toplumundaki alışkanlıklar ve değerler sistemi Batı tipi bürokrasiyle uyuşmamaktadır.

9. Türk toplumunda çalışanların liderden beklentileri Batılı toplumlara göre farklılaşmaktadır.

10. Türk toplumunda sinerjinin düşük olduğuna ve iç grup üyeliği bulunmayan bireyler arası güven ilişkilerinin sorunlu olduğuna ilişkin ipuçları vardır.

11. Türk toplumu geniş bağlamlı bir kültürün içinde yaşamaktadır.


Bir başka araştırmada da Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü öğretim üyelerinden Aslı Deniz Helvacıoğlu’nun AB iş kültürü ve Türkiye ile arasındaki farklar ile ilgili bir röportaj buldum. Boyutu küreselleşmeye bağlamak istedim. Aslı Hanım’ın röportajı :

Avrupa Birliği’nde iş kültürü

Avrupa Birliği’nin iş kültürü çok farklı. Bizim alıştığımız düşünce sistemiyle işlemiyor; AB’de emek daha yoğun, adalet duygusu çok fazla. İş kültüründeki farklılık şu noktada ortaya çıkıyor: Avrupalılar sistematik düşünceyle hareket ediyor. Mesela, Amerikalılarla Türkler de çok farklı Amerikalılar adım adım biri işi bitirip diğerine geçerler. Türkler ve Akdenizliler ise daha genel işler yaparlar.

AB iş kültürü prensipleri
Avrupa Birliği ortaya bir iş kültürü ve ahlakı çıkardı. Bunun da 4 temel prensibi var:
İlki, bir kişinin istihdam edilebilirliğinin ve sahip olduğu değerlerin, bütün Avrupa Birliği içerisinde eşit değere sahip olması. Yani bir kişi Fransa’da istihdam ediliyorsa, o kişi Almanya’da da istihdam edilebilir nitelikte olmalı.
İkincisi, modernizasyon yani örgütlerin çağdaş değerlere uyum sağlayacak düzeyde yönetilmesi. Avrupa Birliği’nde hem kullanılan ekipmanların modernizasyonunu ve geliştirilmesini, hem de düşünce yapısı olarak modern yönetim sistemine geçişi sosyal değerler bütünü olarak görüyorlar. Mesela; toplam kalite kapsamında, çalışan standartlarının yükseltilmesi ve çalışanlara yönelik standartların artırılmasını hedefliyorlar.

Sonra, serbest dolaşımı farklı tanımlıyorlar. “Serbest dolaşım sadece bir kişinin AB içerisinde serbest bir şekilde dolaşıp iş bulabilmesi değildir!” diyorlar. Avrupa Birliği’nde serbest dolaşım diye bahsettiğimiz şey; o firmadaki katma değerin AB genelinde katma değere dönüştürülebilmesi. Bu, Türkiye için de büyük bir ideal. Sizin oluşturmuş olduğunuz iyi bir insan kaynakları yönetimi metodolojisinin genelleştirilerek bütün Avrupa Birliği genelinde kullanılması bu kapsamda inceleniyor, buna “common patern (ortak model)” deniyor. Amaç; ortak modeller oluşturulup bunları birleştirebilmek.
En önemlisi de; eşitlikçi ve özgürlükçü Avrupa fikri. Kadın - erkek eşitliği, aynı işte çalışan kadınla erkeğin eşit maaşı alması Avrupa’da hala mümkün değildir. Avrupa’da kadın akademisyen, profesör sayısı çok az. Hala İngiltere’de kadın profesör olabilmek çok zor, Türkiye’de ise tam tersi: Türkiye’de kadın profesör ve akademisyen kadın sayısı daha fazla. Türkiye’de böyle yönlerden ilerideyiz. Bunlar çok önemli.
Türkiye modern toplum bilincinde, AB ise post modern…
Sektörel uyum sayesinde insanların kariyer odakları daha da çeşitlenebilecek. Biz hala modern toplum bilinciyle düşünüyoruz ama Avrupa Birliği post modern düşünür.

Mesela; biz çalıştırdığımız insanlardan sadece iyi bir memur olmasını bekliyoruz ama siz aynı zamanda çok ünlü bir müzisyen de olabilirsiniz, profesyonel olarak müzisyenliği düşünebilirsiniz, bu iki kimliği beraber taşıyabilirsiniz.
….
Sonuç olarak derimki Türkiye’deki işletmelerin çalışma kültürünü betimlerken ve incelerken, örgütsel yapı ile yönetim anlayışını etkileyen değerlere bakmak gerekmektedir. Türkiye’deki liderler ise batılı meslektaşlarından daha çok Japon meslektaşlarına benzerlik gösteren özelliklere sahip olduğu, yapılan araştırmalarda da Türk toplumunun kültürel boyutta batılı toplumdan önemli farklılaşmalar içinde bulunduğu vurgulanmaktadır. Mesela; babacan liderlik, batı kültüründe olumsuz bir algılamaya sahipken, Türkiye’de olumlu ifadeye sahiptir. Liderin babacan bir şekilde çalışanlarının ve takipçilerinin özel problemleriyle ilgilenmesi beklenir. Durum bu! Kültür, değişen bir şey genellemelere gitmek zor. Türk iş kültürünün değişime artık direnç gösterdiğine inanmıyorum dünyayı hızlı bir şekilde takip etme isteği kültürümüzde var. Belki de bizim kültürümüzde değişmesi gereken ve bir türlü değişmeyen boyut; adam kayırmadır, bundan eminim. Her ne yönetimi olursa olsun kırılması gereken bürokrasi anlayışının oluşturduğu kültürdür.

Yararlandığım kaynaklar : 

 Küreselleşme Sürecinde Türk İş Kültüründe Yaşanan Dönüşümün Boyutları

AB iş kültürü ile Türk İş Kültürü arasındaki Farklar



| 3 yorum

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Çalışmak bir dünya düzeni mi, sömürü mü yoksa bir güdü mü? Peki, insanlar neden çalışır sorusu tatmin olma durumuna göre değişir mi? Çalışmanın sözlüksel tanımına baktığımızda çalışma işini yapma gibi basit bir karşılık bulsa da cevabı zor bir soru.

Bu soruya verilen cevapların başında “para kazanmak” geliyor. Para kazanmanın dayandığı gerekçe de hayatını idame ettirme, ailesi için, çocuğu için vb. Bir de erkek kardeşimin cevabını paylaşmak istiyorum: ”Daha iyiyi arzu ettiği nedeniyle  bankadan aldığı krediyi ödemek “ için çalışır. Çalışmanın bir başka boyutu olan güdüye uygun cevap “potansiyelini realize etmenin mutluluğu” diyelim.

Gelelim çalışma kavramına, çalışma yalnızca gelir elde etmenin çabası değil. İnsanlık için bir yaşam biçimidir. Bir işte çalışma, kişinin kendine güven ve saygı duygusunu geliştirmekte, ona bir değer katmanın gururunu yaşamaktadır. Çalışmanın bireysel olmanın yanı sıra toplumsal boyutu da var. Çalışma aynı zamanda kişinin topluma ait olma duygusunu güçlendirir. Görüyorsunuz değil mi, çalışma nelere kadir. Bir de işsizin duygu durumunu düşünün daha depresif ve duygu durumu karışık. Neyse konuyu dağıtmayayım.

Aslında çalışmanın tüm nedenlerini Maslow’un geliştirdiği “ihtiyaçlar hiyerarşisinde topluyorum. Hiyerarşisindeki ihtiyaçlar şöyle; fizyolojik gereksinimler, güven gereksinimi, sosyal gereksinim, saygınlık gereksinimi ve kendini gerçekleştirme gereksinimidir. Ben bunların tepesine parayı koymuştum ama şimdi karar verdim. Para bu hiyerarşiye yandan, hepsine müdahale edecek bir biçimde karışıyor. Maslow'a göre amaçların doğurduğu gereksinimler genellikle zincirleme bir sıra izler, temeldeki bir güdünün gereksinmeleri karşılanmadan, birey üst düzeydeki güdülerden etkilenmez. Alt düzeydeki güdüler doyuma ulaşınca birey, üst düzey güdülere hazır hale gelmektedir. Bu terinin Türkçe meali kişi fizyolojik ihtiyacını karşılamadan ikinci basamak olan güven gereksinimini karşılayamaz. Temeldeki güdüyü karşılamak için de çalışmak gerekir. Çalışmanın parasal boyutunun da güdüye dayandığını görüyoruz.

Bir arkadaşım neden çalışır sorusuna şöyle yanıt verdi :”İnsan çalışmadığında düşeceği durumu kabullenemediği için çalışır. Herkes çalışsa ama o çalışmasa fakat gelirleri aynı olsa yani hayat standartları. Sence çalışma gereksinimi duyar mı?” Cevap veriyorum bu yazdıklarımın hepsinden çıkan sonuç çalışır efendim, çalışır, bal gibi çalışır. Parası olsa da başarı güdüsü hakimse o kişi de çalışacaktır.

Son olarak ne kadar para kazanırsak kazanalım. Para her şeyi satın alamaz. Paranın değerini ve önemini asla yadsımıyorum; ama çalışanların kalbini kazanacak, onları şirkete bağlayacak şey asla para değildir. Onların yaptıkları işe gönülden yapmalarını sağlayacak ortam tek başına parayla yaratılamaz.
| 0 yorum

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Blog Archive

Search This Blog